Şaman Davulu
Şaman Davulu, Şamanizm için önem barındıran bir dini semboldür. Bir Şaman’ın Şaman Davuluna sahip olabilmesi için koruyucu ruhların kabul etmesi gerekir. Ruhlar kabul etmediği sürece Şaman, Davul’a sahip olamaz. Şaman Davul’u gökyüzüne yükselişinde, yeraltına inişinde ve evi kötü ruhlardan arındırırken kullanır. Yüzeyindeki resimler efsaneleri anlatır. Altay Şamanlarında ise durum farklıdır. Davulların üzerindeki şekiller göğü, yeri ve yeraltını yansıtır. Davul’un yapıldığı ağaç kutsal sayılan Kayın ve Sedir ağacıdır. İç tarafındaki sap ise yaşam ağacına işaret eder. Davul’un ortasındaki haç Dünya’nın ortası anlamına gelmektedir. Bazı Şamanist topluluklarda ise Davul’un sesinin ruhları korkuttuğuna inanılır. Eğer Şaman ölürse Davul da ormana götürülüp bir ağacın dalına asılır. Şaman ise ağacın yanına gömülür.
1- Türk Şamanlar göğü bir çadıra benzetmişlerdir ve göğün bir direği olduğunun kanaatine varmışlardır.
2- Adından anlaşılacağı üzere yer ve gök arasındaki çizgidir.
3- Şamanların ölünce gideceği cennet.
4- Tamu ise Uçmağ’ın tam tersine cehennem.
5- Şaman’ın gökyüzüne çıkmak için kullandığı binektir.
6- Yırtıcı kuş. (Bunu tam bilmiyorum.)
7- Kutsal geyik.
8- Doğa.

Şamanizm Adetlerinin Günümüze Yansımaları
40 Sayısı
İlk çağlardan beri “40” sayısının kutsallığına inanılır. Mısırlıların gök takviminde, Tevrat ve Talmut’ta, Babilonyalılar, Aramiler, İsrailîler ve Arapların inançlarında hep kırk sayısına rastlanmaktadır. Eski Yunan’da Pitagorasçılık da 40 sayısını kutsallaştırmıştır.
Türk destanlarında “40” sayısı çok önemli bir yer edinmektedir. 40 Yiğitler, 40 Kızlara destanlarda oldukça fazla değinilmiştir. Dede Korkut hikayeleri ve Manas Destanı’nda 40 sayısı çokça tasvir edilmiştir. Manas destanında anlatılan alplerin yanında kırk çora ya da kırk ayaş vardır. Manas da askerlerine söylev vermeden önce kırk yiğidini çağırır ve onlara seslenir. Bey hatunlarının da kırk kızı vardır. Bu kırk yiğit ve kırk kız uşak, emir kulu değildir. Hepsi soylu ve seçkindirler. Kahramanın en yakın, dostu, yoldaşıdırlar. Ayrıca Bunun en iyi örneğini Dede Korkut öykülerinde da görürüz. Kanlı Kocaoğlu Kanturalı kırk yiğidine şöyle seslenir:
Hey kırk eşim, kırk yoldaşım
Kırkınıza kurban olsun benim başım
40 sayısı özellikle Semavi din ve İslami tarikatlarda da çokça karşımıza çıkmaktadır. Misal Alevilerle Bektaşilerde Ali’nin başkanlık ettiği, içlerinde Fatma ve Selman’ın da bulunduğu kırk kişinin meclisine kırklar meclisi denir.
Bektaşilerde, Hacı Bektaş tekkesinin iki parmaklıkla çevrilmiş büyük tören yeri kırklar meydanı adını taşır. Bu meydanda ve Balım Sultan türbesinde bulunan kırk kollu şamdana kırk budak denilir. Nasip alma gecesi içilen şerbetse kırklar şerbeti’dir. Ayrıca erenler meydanında dört kapı kırk makam vardır.
Kitâb-ı Mukaddes’e (Eski Ahit) göre Yahuda’yı temsil eden Satürn’ün kırk yönü vardır. Eski Ahid’de insan ömrünün ideal süresi 3 × 40 yıl (120 yıl) olarak gösterilir, İsrail kralları da (Süleyman ve Dâvûd dahil) genellikle kırkar yıl hüküm sürerler. Çıkış ve mâbedin inşası sırasında her biri kırk yıllık on iki nesil yaşamıştır.
Bunun gibi örnekler yer almaktadır. 40 sayısı semavi dinler ve İslami tarikatların ritüellerinde yer almasına karşın Şamanizm inancında da önemli yer almaktadır. Şamanların inanışına göre ruh bedeni 40 günde terk etmektedir.
Türk destanlarında “40” sayısı çok önemli bir yer edinmektedir. 40 Yiğitler, 40 Kızlara destanlarda oldukça fazla değinilmiştir. Dede Korkut hikayeleri ve Manas Destanı’nda 40 sayısı çokça tasvir edilmiştir.
İslamiyet’te ise ölünün 40’ı çıktığında Kur’an okunup, dualar edilmektedir. Musa Tur dağında Tanrı’dan öğütlerini 40 gün 40 gece almıştır. İslam dinine gelen son peygamber Hz. Muhammed 40 yaşında peygamber olmuştur. Hristiyanlar paskalyaya 40 gün kala oruç tutarlar. Ayasofya kilisesinin zemin katında 40 sütun bulunur ve kilisenin kubbesinde 40 pencere bulunur. Bu durum şaman veya totem geleneğini simgelemektedir. Ayrıca Anadolu’da yeni doğan bebekler için 40 çıkarma törenleri yapılmaktadır.
Ayrıca halk arasındaki inançlarda kırk sayısının tuttuğu yer (doğum ve ölüm sonrası gelenekleşmiş törenler, kırk şerbeti, kırk hamamı, kırk mevlidi; birtakım hastalıkları geçirmek için yapılan kırklamalar, vb.), kırk sayısına bağlı deyimler ve atasözleri (kırk dereden su getirmek, kırk tarakta bezi olmak, kılı kırk yarmak, kırk yıllık dost, kırkından sonra azanı teneşir paklar, vb.) geçmişten günümüze kırk’ın yaygınlığının kanıtıdır.

Mezar ve Mezar Taşı Geleneği
Günümüzde de yardıma muhtaç veya istek, dilekleri olan insanlar toplum tarafından ulu kabul edilen ruhlardan yardım istemek için mezar, türbe, yatır gibi yerleri ziyaret etmektedir. Göktürkler ve Uygurlarda ruh için “tın” kelimesi kullanılırdı ve bu kelime “soluk” ve “can” anlamına geldiği için öldü demek yerine uçtu demeyi tercih ederlerdi. Ruhların diğer dünyada rahatsız edilmeden iyi yaşamaları gerektiğine inanılırdı. Bu sebeple eski Türklerde mezarlar gizlenmez, aksine önemli kişiler için önemli mezarlar yapılır ve ölünün yaşarken katıldığı savaşların resimleri ile süslenirdi. Mezarın üzerine ise balballar dikilip belirgin olması için üzerine tümsek şekilleri verilmiştir.
İslamiyet’in kabul edilmesine kadar Asyatik unsurları mezar taşı geleneklerine de yansıtan, mezar taşlarını heykele dönüştüren Türkler, İslamiyet’in kabulüyle İslam’ın etkisinde kalmışlardır. Ancak Orta Asya’daki geleneklerini tamamıyla terk etmemişler, İslam kültürü ve İslam öncesi geleneklerini sentezleyerek; mezar taşı yapma alanında kendilerine has çözümler üretmişlerdir. Bunun en güzel örnekleri kuşkusuz Osmanlı mezar taşlarıdır. Siluetleri ile stilize insanları andıran Osmanlı şahideleri, 17. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar gerek başkent İstanbul’da gerekse Anadolu’daki mezarlıklarda biçimlenişleri ile dikkat çekmektedirler. Günümüz Anadolu yaşantısında da mezarların üzerine belirgin tümsekler yapma geleneğinin devam ettiği görülmektedir.
Ancak Arap toplumunda mezar taşı geleneği yoktur çünkü Arapların İslami düşünce yapısına göre ölü toprakla bir olup zamanlar kaybolması gerekmektedir ve mezarın belirgin olması, mezar taşı dikilmesi günah sayılmıştır. Medine’de, Mescid-i Nebevi yakınında yer alan Cennet’ül Baki mezarlığına defnedilen birçok sahabe ve Ehl-i beyt gibi önemli kişilerinin belirgin bir mezarlarının olmaması buna verilebilecek en iyi örneklerden biridir. İslam coğrafyasında sadece Anadolu’da mezar taşı ritüeli vardır ve bu geleneğin kökeni Şamanizm olarak değerlendirilebilir. Hatta eski Türklerde mezar odalarına ölünün en sevdiği eşyaları ve atı gömüldüğü gibi Anadolu’da da gelin ve genç kızların mezarlarına duvakları veya sevdiği eşyaları konulmaktadır.

Ağaca Çaput Bağlayarak Dilek Dileme
Eski Türkler’de Tanrı’dan çocuk istendiği zaman ona adaklar ve kurbanlar sunulur, özellikle erkek çocuk için bu isteği tanrıdan ak şaman isterdi. Günümüz Anadolu’sunda da çocuk sahibi olamayan kadınlar, anne babalar Tanrı’dan, türbelerden, yatırlardan çocuk istemektedirler. Özellikle türbe ve yatırlar etrafında çul-çaput bağlama ritüeli gerçekleştirilir. Yakutlarda çocuk sahibi olamayan kadınların kutsal saydıkları bir ağacın dibinde, boz at derisi üzerinde dua ederek dilek diledikleri bilinmektedir. Kabir ve türbelere çaput bağlama, mum yakma veya ölüden medet ummak, yardım istemenin İslamiyet de yeri olmayıp Şaman inancından gelen bir inanıştır. İslamiyet’e göre kabir ve türbelerde bu gibi tutumlarda bulunmak hurafe ve biattir. Bunu yapanlarda günahkâr sayılır. Ölünün hatırlanması ve ibret alınması dinen tavsiye edilen bir durum olup, ziyaret eden kişi ölü için ancak Fatiha okuyabilir veya sadaka verebilir.

Kırmızı Kurdele
Doğum sonrasında Albastı, Alkarası ve günümüze geldikçe Alkarısına dönüşen kötü bir ruhun, yeni doğum yapan kadınlara ve bebeklerine zarar vereceği düşünülmektedir. Halk arasındaki inanca göre Alkarısı, loğusalara ve kısraklara musallat olan korkunç bir yaratıktır. Dev kadar büyük, uzun boylu, uzun parmaklı ve uzun tırnaklıdır. Çok çirkin ve iğrenç bir suratı vardır. Bedeni yağlı, uzun ve siyah saçlıdır. Saçları, aynı zamanda darmadağınıktır ve kocaman bir başa sahiptir. Dişleri at dişi gibi iri ve seyrek, ayakları ise terstir. Bunlar, loğusaların ve yeni doğan çocukların ciğerlerini yiyerek beslenirler. Daha çok kırmızı elbise giyerler; subaşında ve ağaçlık yerlerde yaşarlar. Altay Türklerine göre kötü ruhlardan olan ve albıs/almıs adıyla bilinen bu varlığın ormanda yaşadığına, tırnaklarının bakırdan olduğuna inanılır. Bu musallattan kurtulmak için eski Türkler bağırarak demir döver ve kırmızı rengin koruyuculuğuna inanırlardı. Günümüzde de lohusa kadınlar kırmızı kurdele bağlamakta, İslamiyet’in etkisiyle yatak başlarına Kur’an asmaktadır.
Nazar Boncuğu İnancı
Günümüzde devam Şaman geleneklerinden bir de nazar boncuğunun nazar (kem göz) olarak nitelendirilen ve canlı veya cansız bir varlığın başına gelebilecek kaza veya beladan koruduğu inancıdır. Ayrıca göze boncuk denilmesi nazar boncuğunun göz şeklinde tasvir edilmesine neden olmuştur. Çünkü bu bağlamda insan gözü kişinin dünyaya açılan penceresidir ve göz her türlü, iyi ve kötü, düşüncelerin ilk çıkış noktası olarak kabul edilir. Farklı renk ve şekilde nazar boncukları kullanılsa da özellikle Türkiye (Anadolu coğrafyası) ile özdeşleşmiş, ülkemiz ile ilgili tanıtımlarda da simge olarak kullanılan mavi, lacivert, beyaz ve sarı renkler kullanılarak elde edilen ve göz figürünü temsil boncuklara sıkça rastlamışızdır. Özellikle Anadolu’daki ev, ahır gibi yapılara asılan bu nazar boncuğuna sıkça karşılaşırız. Türklerin İslamiyet’e geçmesiyle diğer Şamanizm gelenekleri gibi bu gelenek de günümüze kadar devam etmiştir.

Ancak diğer bazı geleneklerde olduğu gibi nazar boncuğu inanışının İslamiyet’te yeri yoktur. Peygamber efendimiz bir hadis-i şerifinde, “(Nazardan) Allah’a sığının, çünkü nazar (göz değmesi) haktır.” buyurmaktadır. Buna karşın Peygamber efendimiz nazar değmesine karşı Âyete’l-Kürsî ile İhlâs ve Muavvizeteyn (Felâk, Nâs) sûrelerini okuduğu, ashabına da bunları okumalarını tavsiye ettiği, göz değmesinden kurtulmak için ayrıca doğrudan Allah Teâlâ’ya (c.c.) yakardığı rivâyet edilmektedir. Nazar konusunda Hz. Peygamber’in tavsiyelerini uyguladıktan sonra sonucu Yüce Allah’tan beklemek İslâm inancının gereğidir. Dinimizde nihai etkiyi Allah’tan başkasına atfeden tutum, davranış ve inanışlar yasaklanmıştır. Bu sebeple nazar boncuğu ve benzeri şeylerin, bunlardan medet ummak amacıyla boyuna veya herhangi bir yere takılması caiz değildir.
Ayrıca Maide Suresi 90. Ayetinin; “Ey iman edenler! İçki, kumar, tapınmak ve putlara kurban kesmek için dikilen taşlar, fal ve şans okları şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.” şeklindeki mealinde yer alan “fal ve şans okları” ifadesi de kapsamda değerlendirilebilir.
Kurşun Dökmek
Kurşun dökme kötü ruhların çaldığı şansı geri getirmek için yapılan sihir kökenli bir ayindir. Şamanizimde kurşun dökmeye “kut dökme” de denilirdi.

Gidenin Arkasından Su Dökmek ve Su İçerken Başı Tutmak
Günümüzde su ile ilgili devam eden Şamanizm geleneklerinden biri gidenin arkasından su dökmek ve su içerken başı tutmak. Gidenin arkasından su dökmek “su gibi git su gibi gel” anlamına gelmektedir. Bu adet Şamanlar arasında değerli bir içkinin bir kısmının tanrılar için yere dökülmesi ile başlamış ardından ölen kişinin üzerine bir miktar su dökülmesine dönüşmüştür. Su ile ilgili bir diğer adet ise su içerken başı tutmaktır. Su içerken aklının başından çıkacağına inanan Şamanlar başlarını tutardı.
Eşiğe Basmamak
Orta Asya Türkleri ölüleri çadırlarının girişine gömdükleri için orada bu ruhani varlıkların yaşadığını zannederlerdi. Bazı kavimler ise giriş eşiklerinde kötü ruhların yaşadığını ve eşiğe basan kişiye zarar verdiğini düşünürdü. Hatta kapı eşiğe basan hamile kadınlar çocuklarını düşük yapıp bu yüzden kaybetmekten korkardı. Bu inanış zamanla değişimine uğrasa da günümüzde özellikle İç Anadolu’da kapı eşiğinde oturan çocuklar hoş karşılanmaz ve uyarılırdı. Eşiğe oturmanın uğursuzluk ve kısmetsizliğe neden olduğu düşünülürdü. Eşikten atlayıp geçmek inancı bu inancın bir etkisi olarak günümüze kadar devam etmiştir.
İç Anadolu’da kapı eşiğinde oturan çocuklar hoş karşılanmaz ve uyarılırdı. Eşiğe oturmanın uğursuzluk ve kısmetsizliğe neden olduğu düşünülürdü.
Köpek Ulumasının Uğursuz Sayılması
Şamanlar köpek ulumasını ölüme haber verdiğine ve ulumayı duyan kişinin hayatının tehlikede olduğu düşünülürdü. Bu inanış köpek ulumasının uğursuz sayılması şeklinde devam etmektedir.
Ölen Kişinin Üzerine Bıçak Koyma
Ölen kişinin karnına bıçak konmasının nedeni olarak ölen kişinin karnı şişmemesi için konulduğu gösterilir. Ama işin aslı ise farklıdır. Eski Türklerde demircilik ata mesleğidir. Bundan dolayı demirin yeri Türkler için çok önemlidir. Demirin kutsallığı Türklerin hayatının her alanına yansımıştır. Demir, Türkler için sadece maddi anlamında değil manevi anlamda da önemli bir yer edinmiştir. Örneğin Ergenekon destanında anlatılana göre Ergenekon’a sığamayan Türkler Ergenekon’dan çıkmak için etraflarında bulunan dağlarda bir geçit aramış, bir demirci dağın demir kısmı eritilirse yol açılabileceğini söylemiş, demirin eritilmesi sonucu Ergenekon’dan çıkıldığı anlatılmaktadır. Ölülerin üzerine demir konması da eski bir şaman geleneğidir. Ruhun Ülgen’e sorunsuz ulaşması için demirin kötü ruhları kovduğuna inanılır. Bu gelenek Osmanlı döneminde de sürdürülmüştür. Osmanlı’da ölen kişinin mezarının göbek kısmına bıçak motifleri işlenmiştir. Çünkü ruhun göbekten çıktığı inanılır. Ayrıca lohusa kadınını rahatsız ettiğine inanılan ve “al karısı” ya da “albastı” olarak adlandırılan kötü ruhu kovmak için kadının yanına da demir konmuştur.
Kaynak
https://tr.wikipedia.org/wiki/Şamanizm
https://islamansiklopedisi.org.tr/samanizm
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/643357
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/3853458
https://www.turkedebiyati.org/turk-edebiyatinda-kulturunde-40-kirk-sayisi
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1079223
https://sorularlaislamiyet.com/turbelerde-caput-baglamak-caiz-midir-turbe-ziyaretlerinde-dua-edildikten-sonra-turbelere-her-hangi#:~:text=Çaput%20bağlamak%20hurafe%20ve%20bidattır,çaput%20bağlamaya%20dayandırmak%20doğru%20değildir.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/324076
https://kurul.diyanet.gov.tr/Cevap-Ara/31/goz-degmesine-karsi-nazar-boncugu-takmak-caiz-midir#:~:text=Dinimizde%20nihai%20etkiyi%20Allah%27tan,bir%20yere%20takılması%20caiz%20değildir.
https://youtu.be/sGc2PacNrRI?si=dAKx2OJkI_691bZ3 (Ruhi Çenet – İslam’a Ait Sanılan 17 Şamanist Davranış)
https://www.technopat.net/sosyal/konu/saman-davulu-nedir.1692255
Günümüzde Devam Eden Şaman Adetleri -1 yazısı için tıklayınız

