Günlük hayatta uyguladığımız bazı inanışların kökeni Türklerin eski Şamanizm inancına dayanmaktadır. Dinde yeri olmayan ama Türklerin İslamiyet’i kabul etmesinden sonra da devam bu inanışlar azınlıkta olsa da günümüzde hala uygulanmaktadır. Dini inanıştan çok eski Türk kültürünü yansıtan bu adetlere nazar boncuğunun nazara iyi gelmesine inanılması, bir yakınımız veya tanıdığımızı uğurlarken arkasından su dökülmesi veya kötü enerjiyi, nazarı aldığına inanılan özünde bir fal tekniği olan, erişmiş kurşunu suya dökerek gerçekleştirilen kurşun dökme inanışı gibi günlük hayatta karşılaştığımız birçok inanış Şamanizm inancının bir ürünü olarak günümüze kadar varlığını korumuştur. Bu yazımızda Orta Asya Türk inanışı olan Şamanizm, Şaman ve günümüzde devam inanışlarına değineceğiz.

Şaman, Şamanizm Nedir?
Şamanizm, bir şamanın çeşitli bilinç durumları aracılığıyla ruh dünyası ile etkileşime girdiği dini bir uygulamadır. Şamanizm’in temelini ruhlara yönelik inanç oluşturur. Şamanların görevleri bölgeden bölgeye değişmekle birlikte genelde ruhlar/tanrılar âlemiyle irtibat kurmak suretiyle insanları kötü ruhların etkisinden korumak ya da kurtarmaktır. Şamanî halkların çeşitli kültürlere mensup olması sebebiyle şamanî kozmolojide tam bir görüş birliği yoktur.
Genellikle kâinat gök (yukarı dünya), yeryüzü (orta dünya) ve yer altı (aşağı dünya) diye üç kısma ayrılır.
Gökte, Altaylar’ca Bay Ülgen (ayrıca “ulu” anlamına gelmektedir), Yakutlar’ca Ürün Aar Toyon diye isimlendirilen iyilik tanrısı ve ona bağlı iyi ruhlar (aru tös), yeryüzünde insanlar, yer altında ise kötülük tanrısı Erlik Han ve ona bağlı kötü ruhlar (kara neme / tös) bulunur. Erlik Han’ın yeraltının en alt katında kara çamurdan yapılmış sarayda kara bir tahtta oturduğuna inanılır. En büyük felaketlerin nedeni hep Erlik’tir. Erlik insanın canını alıp yeraltına götürür, orada sorguya çektikten sonra kendi emrinde kullanır. Erlik’i simgeleyen put veya resim yapılmaz. İyilik tanrısı Ülgen ise evrenin yaratıcısı olan ruhtur, ancak gök tanrıdan farklıdır. Gök Tanrı dünyanın düzenini yöneterek kaderini belirleyen varlıktır. İnsana çocuk veren de odur. Yalnız iyilik eden tanrıdır. Dünyayı aydınlatmak için güneş ve ay olarak göğe iki büyük madeni ayna koyduğuna inanılır.

Yer altında yaşayan ruhlardan biri de Altaylılar’ın “üzüt” veya “aza” adını verdikleri ölüm ruhlarıdır. Şamanlardan başkasının göremediği üzüt ölünün kırkı çıkıncaya kadar evlere girmeye çalışır. Buradaki kırk rakamı çok önemlidir. Çünkü ileride değineceğimiz üzere kırk rakamı hem Şamanizm hem de Türkler için önemli yer tutmaktadır. Şamanizm inanışına göre ruhun bedeni 40 günde terk etmesi, yeni doğan bebekler için 40 çıkarma törenleri düzenlenmesi gibi bazı inanış ve adetlerde 40 rakamı karşımıza çıkmaktadır.
Şamanizm’de törenler de genel olarak ikiye ayrılmaktadır; belirli günlerde yapılanlar veya önceden belirlenmemiş törenler. Bu törenlerde, çeşitli halkların inanç, gelenek ve göreneklerine göre farklılıklar olmakla birlikte mutlaka kurban adeti vardır. At ve koyun dışında kan akıtılarak sunulan kanlı kurban bilinmemektedir. Kutsal sayılan bir yere bir değere bir şey sunmak, eşya adamak, şamanın davuluna, kutsal ağaçlara bez bağlama; çeşitli maddelerden yapılan tanrı tasvirlerine (töz, ongon, tangara, eren) yemek sunma, ateşe içki dökme ya da atma kansız kurbandır.

Şaman kelimesinin etimolojisi hakkında çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Şamancılığın kökenini Budizm’e dayandıran ve güneyde ortaya çıkıp Kuzey Asya’ya yayıldığını söyleyen araştırmacılara göre şaman kelimesi Sanskritçe’de “dilenci-rahip” veya “Budist rahip” karşılığındaki sramana/çramana, Pali dilindeki biçimiyle samana kelimesinden Çince’ye şa-men (bilge kişi) biçiminde geçmiş, Mançu-Tunguzca’da şaman/haman şeklini almıştır.
Türk edebiyatçısı ve aynı zamanda Türkolog olan Mehmet Fuad Köprülü Şamanizm’i bir din olarak kabul etmiş, Orta Asya Türk-Moğol Şamanizmi’nin Yesevî, Rifâî, Kalenderî, Haydarî, Bektaşî ve Torlakî gibi İslâm tarikatları üzerinde etkili olduğunu belirtmiştir. Irene Melikoff da Anadolu Alevîliği’nde yer alan kırklar semahını doğrudan Şamanizm’e bağlamış, Alevîlik içinde birçok şamanî unsurun bulunduğuna dikkat çekmiştir.

Hatta Şaman törenlerinden alevi semahlarına taşınan ritüeller içindeki sembolik hareketler törenler, danslar, anlatılar, giysi ve takılar ve benzeri ögeler sayılabilir. Şamanî uygulamaların sistematiği ile Alevi-Bektaşi inancın sistematiğinde paralellikler görülmektedir: Şamanlık ile Alevi Bektaşi inancı arasında dinî liderler, törenlerde özel giysilerin giyilmesi, sıra ve mertebe ile oturulması, tören esnasında müzik, şiir ve dansın birlikte bulunması, uygulanılması, çeşitli erkân ve kurallar, kurban tığlanması, dualar bakımından büyük benzerlikler vardır. Şaman törenleri genellikle gece yapılır. Alevi – Bektaşi cemleri de gece yapılır.

Şamanlık hiyerarşik bir sıra ile devam eder. Şaman öldüğünde yerine onun yardımcılığını yapmış olan erkek torunlardan biri geçer. Semahın felsefesiyle, şaman raksının felsefesi aynı noktada buluşur “Tanrıya ulaşmak”. Şaman ritüellerindeki tema ve motifler tasavvuf, tarikatlar ve özellikle de heterodoks dinî grup ve hareketler aracılığıyla Müslüman Türk dindarlığına ve özellikle de Anadolu’daki Müslüman Türk dinî yaşayışına çeşitli şekillerde transfer edilmiştir.
Şamanizm’in bir din olarak değil de insanın anlamlandıramadığı olgular için bir açıklama yöntemi ve buna bağlı olarak da bir inanç sitemi olarak değerlendirilmesi daha doğru olacaktır. Bunun yanında insanın yaşamını doğrudan etkileyen sağlık sorunları ve bunların çözümü her zaman önemini korumuştur. Ayrıca bir kitabı, kurucusu, belirli bir ibadet tarzı olmadığı için de bu düşüncelerinin desteklendiğini ifade etmişlerdir. Bazı araştırmacılara göre ise tam anlamıyla din sayılmamasına rağmen dine doğru bir gelişme evresi olarak görülmüştür.
Dini Lider: Şaman
Şaman ya da Kam ise Şamanizm dinine inanan kavimler tarafından, ruhlarla insanlar arasında iletişim kurduğuna inanılan dini liderdir. İlk olarak 13. yüzyılda kullanılmış olan “şaman“ sözcüğünün eski Türkler tarafından kullanılmadığını öncelikle belirtmek gerekir. Eski Türkler’de şaman sözcüğü yerine “Kam“ sözcüğü kullanılmıştır.
Uygurlar’da ise, “Kam” sözcüğünün “din adamı” anlamında değil, büyücü, sihirbaz anlamında kullanıldığı bilinmektedir.

Uygurcada şaman, “hastalıkları gideren, acıları dindiren, çılgınlıkları, saraları yatıştıran, hastalara ilaç yapan kimse” anlamında, “otacı” diye anılmıştır.
Kırgızlar’da şamanın adı Gan‘dır. Altaylılar şamana Kam, kamların yönettikleri törenlere de “kamlama” demişlerdir. Moğolcada şamanın karşılığı ise Böge’dir. Orhun Yazıtları’nda ve ele geçen Göktürkçe yazılı metinlerde ne “din adamı” anlamında, ne de “şaman” anlamında Kam sözcüğüne rastlanmadığı gibi, hiçbir belgede şamanlıkla ilgili açıklamalara rastlanılmadığı söylenebilir. Orhun Yazıtları’nda şamanlar hakkında bir şey olmasa da Çin, Bizans, İslam ve Hıristiyan kaynakları şamanların çeşitli vazifelerinden bahseder.
Şaman kelimesinin etimolojik kökeni üzerinde yapılan çalışmalar bu terimin Tunguzcadan Rusça yolu ile Batı bilim dünyasına geçtiği bilinmektedir. Şaman kelimesi ilk kez 17. yüzyılın sonlarına doğru Rus elçisi olarak Çin’e giden E. Isbrand’ın ve A. Brand’ın izlenimlerini anlatan seyahatnamede geçer. Şamanların varlığına ait ilk bilgiler 6. yüzyıl Çin kaynaklarından elde edilir. Kelimenin kökeni konusunda da tam bir netlik yoktur. Kimi araştırmacılar Mançuca veya Moğolca, kimileri de Sanskritçe olduğunu ileri sürerler. En çok kabul gören görüş “şaman” kelimesinin Tunguzca bir kelime olduğudur. Tunguzcada dilenci din adamı anlamına gelmektedir.
Türk halkları ise şamanlara genellikle “kam” adını vermişlerdir. Kam “kâhin, büyücü” anlamına geldiği gibi “uzman hekim, bilim adamı, felsefeci” anlamlarına da gelir. Kutadgu Bilig’de de geçen kam kelimesi hekimin yanında yer alan, hekim hastayı ot ile tedavi ederken kendi yöntemleriyle daha çok ruhsal yolla, efsun ve sihirle iyileştirmeye çalışan kişi olarak tanımlanır.
Şamana ruhlarla bağlantıya girerek birtakım zorlukları aşmak, hastaları iyileştirmek, kayıp eşyaları ya da bunları çalanları bulmak, yağmur ve dolu yağdırmak, rüzgâr estirmek, ölü ruhunu öbür dünyaya göndermek, avda şanssızlığı gidermek gibi sebeplerle başvurulur. Şaman görevini yerine getirirken ya ruhu bedeninden ayrılarak başka bir dünyaya gider veya ruhlar şamanın içine girip ona ilham verir. Şamanın doğum, evlenme, ölüm ve defin törenlerinde fonksiyonu yoktur.

Şaman olmak bir ayrıcalıktır. Açık bir şekilde ifade etmek gerekirse her isteyen Şaman olamamaktadır. Seçilmiş olarak tabir edilen şamanlar, Büyük Şaman ve Küçük Şaman olarak ayrılmaktadır. Büyük Şamanlar, ruhların çağrısı ve onayı ile şaman olurlar. Küçük Şamanlar ise ailelerinde şamanlık varsa bu özelliğe sahip olmaktadır. Tüm bu anlatılanlar erkek ve kadın şamanı da kapsamaktadır. Hatta bazı kaynaklara göre kadın şamanlar, erkeklerden daha güçlü olarak anlatılmıştır. Ancak daha sonraları erkek şamanlar ön plana çıkmıştır. Baktığımızda giyiniş aynı kalmış ve kadın şamanların etkisi sürdürülmüştür.
Tarihte bilinen ilk şaman, Sümerlerin Gılgamış Destanı’nda adı geçen Gılgamış’tır. Şamanın en önemli sembolü olan davul ve tokmak kaynaklara göre ilk kez Gılgamış tarafından kullanılmıştır. Gılgamış, Sümerler tarafından ‘her şeyi bilen kişi’ olarak tanınmaktadır. Gılgamış’ın davulunun tarihte bilinen en eski yazılı metin olan Sümer tabletlerinde, Ianna tarafından, Fırat Nehri kenarında bulunan kutsal bir ağaçtan yapıldığı belirtilmektedir.
Devamı gelecek…
“Tarihsizler, Türkiyeli ve Yoğurt Tartışmaları” yazısı için tıklayınız

