Fenerbahçe’nin, ABD merkezli, Türk yoğurdunu “Yunan yoğurdu” diye satan Chobani markası ile stadyum ve forma sponsorluğu konusunda anlaşma imzalaması kamuoyunun tepkisine neden oldu. Olayın bu kadar tepkiye neden olmasının başından Chobani markasının sahibi aynı zamanda CEO’su olan Hamdi Ulukaya’nın etnik kimliği gösterilmesinin yanında Ulukaya’nın imza töreninde yapmış olduğu konuşmada “Türkiyeli” kavramını kullanması özellikle sosyal medyada tepki çekti. Ulukaya imza töreninde yapmış olduğu konuşmada; “Sayın Başkan, değerli yönetim kurulu üyeleri, kıymetli Fenerbahçe ailesi, tüm Türkiyeliler ve halkımız; bugün sabah evden çıkarken eşimle bir fotoğraf çektik. ‘Bugün dünden daha güzel bir gün olamaz’ dedik. Sizlerle birlikte olmak benim için büyük bir gurur ve onur” şeklinde ifadelere yer vermişti. “Türkiyeli” ifadesini bundan yaklaşık bir yıl önce katıldığı bir televizyon programında oyuncu Oktay Kaynarca; “Ben şehir milliyetçiliğini sevmem. Ülke milliyetçiliğini severim. Ben Türkiyeliyim. Türkiye milliyetçisiyim” şeklinde ifadelerle kullanmış ve ayın tepkilere neden olmuştu.

Milli Savunma Üniversitesi Rektörü, aynı zamanda tarihçi de olan Erhan Afyoncu, “Türkiyeli” kavramına; “’TÜRKLER’ GELİNCE ANADOLU ‘TÜRKİYE’ OLDU. Zaman zaman Türk’üm dememek için Türkiyeliyim diyenler ‘Türkiye’ isminin Türk’ten geldiğini herhalde bilmiyorlar. Malazgirt’ten sonra Türkler’in akın akın Anadolu’ya gelmeleri sonucu Avrupa’da burası Türkiye diye anılmaya başlandı. Rahmetli Faruk Sümer, 1085’ten itibaren Avrupalılar’ın Anadolu’ya Türkiye demeye başladıklarını söyler. İmparator Friedrich Barbarossa’nın katıldığı Üçüncü Haçlı Seferi’den (1189-1192) itibaren Batılı yazarlar Anadolu’dan, Türk hakimiyetine giren hiçbir ülkeye vermedikleri bir adla Turchia/Turquie (Türkiye) diye söz etmeye başladılar. Turchia: Türklere ait, Türklerin ülkesi manasına gelir. Bu Haçlı seferinden yarım yüzyıl sonra 1245’te papanın Moğollar’a gönderdiği elçilik heyetinde bulunan Rahip ve diplomat Simon de Saint-Quentin bu isimlendirmeyi sistematik hale getirdi. Tarihçi Claude Cahen’e göre o dönemde çağdaş yazarların gözünde Anadolu’nun Türk niteliği ülkenin bütününe damgasını vurmuştur.” şeklinde ifadelere yer verdiği paylaşımı ile tepki gösterdi.

Tartışmaların devam ettiği dönemde tarihçi İlber Ortaylı’da “Türkiyeli” kavramına; “Bizim dedelerimiz Anadolu’ya ‘İklim-i Rûm’ derlerdi. Onların siyasî hedef ve misyonları Roma İmparatorluğu’nu ele geçirmekti. Anadolu toprağındaki Roma’yı, yani Garplıların sonradan ‘Bizans’ dedikleri imparatorluğu ele geçirmeye başlamakla elhak bu yolda da ilerlediler. Onların bir zamanlar ‘Rûm-Roma’ dedikleri yere, İtalyanlar ‘Turchia’ veya ‘Turchomania’ demeye başladılar. Bütün orta zaman Alman seyyahları ‘Turkei, Türkenland’ veya Fransızlar ‘Turquie’ derlerdi. 16. asırda İngilizce seyahatname kaleme alan Nicolas de Nicolay ise ‘Turkie’ diyor, dikkat ederseniz bizim bugünkü söyleyişimize oldukça yakın…
Türkiye, hâkim etnik gruba göre, ülkemize başkalarının verdiği bir isimdir. Şimdi bir de ‘Türkiyeli’ tabiri yaratmanın mantıkla bağdaşır bir yanı olamaz. Kaldı ki bu gibi mantık çıkmazlarını önlemenin mühim bir yolu tercüme etmekten geçer. Bir çevirin bakalım, ‘Türkiyeli’yi hangi gümrükten çevirip geçireceğiz? Size kimlik soruyorlar, kimliğinizi açık söyleyin. Türkiyeli bir üst kimlik olamaz. Başkaları da bu ülke ve halkı için (Küçük Asya) başka etnik kökenli bir kelimeyi üst kimlik olarak kullanmaya kalkarsa ne dersiniz?
Türkiye konusunda asıl tartışılacak ve rahatsız edici manasızlık burada işte; bazı kişilerin uydurduğu ‘Türkiyeli’, ‘Türkiyelilik’ gibi deyimler! Bazı safdiller veya herkesi bir şey bilmiyor zanneden tipler; ‘Efendim ne var bunda, Amerikalı oluyor da Türkiyeli niye olmasın?’ diyorlar. Amerika, Kolomb’un keşfettiği kıtanın ayrı bir kıta olduğunun farkına varan Cenovalı kaptan Amerigo Vespucci’nin adından geliyor. Amerikalılık Anglo-Sakson göçü ve İngiliz dili etrafında oluşan göçmenler için uygun, Türkiye ise içinde Türk adı taşıyor, böyle bir benzerlikle ilgisi yok. Ülkemizin geniş ölçüde Türkleşmesinden beri, bir bölgenin böyle bir etnik kimliğe kavuştuğunu ecnebilerin bile görmesiyle kullanılan bir isim… ‘Türkiyeli’ ismi tercüme edilemez, içeriği bakımından bu kelimeyi teklif edenlerin amacını da zaten karşılamaz. Başka bir kimlik kullanmak isteyenler bu ifadeyi kullanabilirler ama bu amaçla ülke yurttaşlığının ve kimliğin adını değiştirmelerine lüzum yoktur, hakları olduğunu da zannetmiyoruz” şeklinde açıklamalarla tepki gösterdi. (Prof. Dr. İlber Ortaylı: “Türkiyeli” tabiri yaratmanın mantıkla bağdaşır bir yanı olamaz)

Hamdi Ulukaya’nın eleştirilerin odağında olma nedenlerinden biri de 2015 yılında CNN’e verdiği röportajda Türkiye’den ayrılma sebebini; “Türkiye’den ayrıldım çünkü Kürttüm ve Kürtlerin hak taleplerini oldukça önemsiyordum” şeklinde ifadelerle açıklamasıdır. Ayrıca Ulukaya; “Kürtler, Türkiye’de insan hakları ihlallerine maruz kaldı. Köyleri bombalandı ve boşaltıldı” şeklinde ifadelerle Türkiye’deki Kürt kökenli vatandaşların insan hakları ihlallerine maruz kaldığı ve köylerinin bombalandığına ilişkin mesnetsiz söylemlere yer vermişti. (https://businessht.bloomberght.com/guncel/haber/1132099-ulukaya-kurt-oldugum-icin-ayrildim) Ulukaya’nın bu ifadeleri tekrar gündeme getirilerek sosyal medya hesapları üzerinden paylaşılarak eleştirildi.

Ulukaya, imza töreninin ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile basına kapalı görüşme gerçekleştirdi. “Terörsüz Türkiye” sürecinin devam ettiği bir dönemde Fenerbahçe’nin bu sponsorluğa imza atması, Ulukaya’nın imza töreni Cumhurbaşkanı ile görüşmesi bazı kullanıcılar tarafından bu anlaşmanın devlet tarafından talimatlı gerçekleştiği şeklinde yorumlandı.

Genel olarak bakıldığında tartışmaların asıl sebebi Hamdi Ulukaya’nın “Kürt” kökenli olması değil. Asıl sebep, Ulukaya’nın 2015 yılında verdiği röportajda Türkiye’ye yönelik mesnetsiz ifadelerde bulunması. Türkiye’de üniversite okuyup bu ülkenin imkanlarından yararlanması, yurtdışına çıktıktan sonra Türkiye’ye yönelik mesnetsiz ifadelerde bulunması, Türk yoğurdunu “Yunan yoğurdu” olarak satması, bunların üzerine aynı ülkenin spor kulübüne sponsor olduğu sırada “Türkiyeli” kavramını kullanması ister istemez tepkilere neden oldu.
Bu olayların yaşandığı sırada örgüt yanlısı bazı sosyal medya hesapları yoğurt konusunu tartışmaya başladı. Söz konusu paylaşımlarda yoğurdun Türk’e ait olmadığı yönünde asılsız iddialara yer verildi. Kaynak olarak da tarihçilik unvanı olmayan Jeolog Celal Şengör’ün yoğurt ile ilgili bir video kestiğine yer verildiği görülüyor. Şengör’de, söz konusu video içeriğinde, “yoğurt aslında Sakaların icadı” diye saçma sapan bir söylemde bulunmuş. Ayrıca yoğurdun, Trakya – Kafkasya – Mezopotamya üçgeninde var olan bir kültür olduğu, Osmanlı ile Avrupa’da yayıldığı şeklinde asılsız iddialarda bulunulduğu paylaşımlara yer verildi.

Kendi tarihleri olmadığı için yaptıkları paylaşımlarla bin yıllık Türk icadı olan yoğurt üzerinden Türk tarihine çamur atılmaya çalışıldığı ve Türk kültür, gelenek ve tarihinin itibarsızlaştırılmaya çalışıldığı gayet açık. Baklava gibi bizim değerlerimizi çalan Yunanlılar ile bunların hiçbir farkı yoktur. Ortak gayeleri her zamanki gibi burada yaşayan Türk yurdu, Türk milleti ve şanlı Türk tarihi.


